ERHAN ALTUNAY İLE AYASOFYA RÖPORTAJI
- unluisilay
- 12 Kas 2019
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Tem 2021
Uzun süre çok satanlarda yer alan Masalcı, Ayasofya’nın Gizli Tarihi ve İstanbul'un Pagan Tarihi kitaplarının yazarı Erhan Altunay ile, başta Ayasofya’nın gizemlerini ve tarihini, ardından da ezoterizm, paganizm gibi kendisinin uzmanlık alanına giren konuları konuştuk.

Ayasofya’nın gizli tarihinin başı Tapınak Şövalyeleri’nin de içinde olduğu IV. Haçlı Seferleri ile başlıyor. Kudüs’ten de önce asıl amaç İstanbul’u işgal etmekti, peki neden İstanbul ve neden Ayasofya? Hangi kutsal emanetleri aramak için gelmişlerdi İstanbul’a?
Erhan Altunay: Tarihe baktığımızda #Kudüs ve İstanbul’un tarihini bir görüyoruz. Kudüs’ün işgalini mutlaka İstanbul’un işgali takip ediyor. Aslında hepsi çok eski efsanelere dayanıyor, o efsanelere göre “bazı güçleri” olan kutsal emanetler var. Bunlardan en önemlisi de #Ahit Sandığı. Eski Ahit’e göre bu sandık vasıtası ile Tanrı ile görüşmek mümkün. Eski bir efsane Justinianus’un bu sandığı bulduğunu ve bugün Saraçhane tarafında kalıntıları gözüken Aziz #Polyeuctos Kilisesi’ne koyduğunu söyler. Ancak bir gece #Musa rüyasında gözükür ve bu emanetin yerinin “Tapınak” olduğunu söyler. Justinianos’un aklına Süleyman Tapınağı gelmiştir ancak orası #Hadrianus tarafından yok edilmiştir. O zaman #Justinianus, içine işaretlerini koyduğu gibi, aklına Ayasofya gelir ve tapınağın orası olduğunu düşünerek oraya saklar. Haçlı istilası dönemi dahil Ahit Sandığı daha bulunamamıştır ve söylentiye göre orada gizlidir. Bunun gibi efsaneler gözlerin Ayasofya’ya çevrilmesine neden olmuştur. Kimbilir, belki de doğrudur.
‘Bu adamlar hala İstanbul’un peşindeydi. Planları gerçekten yüzyıllar boyunca hiç değişmemişti. Belki de kurdukları paravan örgütlerle bir gün Ayasofya’yı bile yıkacaklardı.’ diyorsunuz ‘Masalcı’ kitabınızda. Ayasofya’da hangi gizli örgütlerin sembollerini görüyoruz?
EA: Ayasofya daha bildiklerimiz kadar bilmediklerimizi de saklayan bir yer. Ayasofya’nın birçok yerinde gözlerden uzak kimsenin bilmediği işaretler var. Burada Doç. Dr. Haluk Çetinkaya ve profesyonel rehber Selçuk Eracun’un da isimlerini zikretmem gerek. Samanlıkta iğne arar gibi işaret çıkartan bir ekip olduk. Pelin Çift ile de kitap yazma dönemimizde araştırmalarımız oldu ve bazı işaretler ilk defa Pelin ile yazdığımız kitapta yayınlanmış oldu. Bunlardan bir bölümü 1204-1261 yılları arasında Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, Haçlıların İstanbul’u işgal ettikleri zamandan kalma. Meraklı gözler şövalye işaretlerini bulacaklardır. Tabii ki daha çok inceleme yapmak gerekiyor ama içerideki şövalye varlığına ait kanıtlarımız var.
Poseidon simgesi depremden koruyucu olarak bilinen bir simge ve Ayasofya’da karşımıza çıkar. İstanbul depremleri için Ayasofya, bir koruyucu olabilir mi? Ayasofya’da en çok ilginizi çeken sembol hangisi oldu?
EA: Eskiden beri böyle bir rivayet var. Hatta #Evliya Çelebi İstanbul’un tılsımlı sütunlarından da bahseder. #Poseidon simgesi pagan zamanlardan kalma bir tılsım. Hatta Pelin ile kitap yazma aşamasında aynı figürün Roma’da Pantheon’da olduğunu anımsamış, oraya gidip fotoğrafını çekip dönmüştüm. Bu sembol Ayasofya’da iki yerde var. Ancak biz akıllı olmadığımız sürece depremin yıkıcı etkilerinden hiçbir şey koruyamayacak gibi geliyor bana. En çok ilgimi çeken sembollerden biri bir sütuna kazınmış ejderha figürü oldu. Önceleri bunun #Viking askeri ya da bir şövalye tarafından yapıldığını düşündük ama sonra araştırınca, Norveç kralı tarafından ejderha başlı gemi hediye edildiğini, tekne kısmı çürüdükten sonra ejderha başının Ayasofya yakınlarında Aya #Ioannis Kilisesi’nde sergilendiği buldum. İlginç öyküler çıkıyor.
Ayasofya’nın altında bir pagan tapınağı olduğu iddia ediliyor. Bunun doğruluğu nedir?
EA: Ayasofya’nın bulunduğu yer, konum itibarı ile çok önemli bir yer, Akropol’de bir kaya. Mutlaka pagan tapınakları vardı. Tabii çok görüş olmasına rağmen ne olduğu konusunda bir ortak fikir yok ama kesinlikle pagan dönemlerinden itibaren buranın kutsal olduğu söylenebilir. Ayasofya’daki #Sofya dişil bir kavram, bu da diğer yerlerde olduğu gibi eski dönemlerden bir Tanrıça tapımını düşündürtüyor. Çok geniş çaplı bir #arkeolojik kazı yapılmadıkça bir şey söylemek zor.
Ayasofya’da bulunan melek figürlerinin anlamları nelerdir?
EA: Ayasofya’da kubbede Serafim Melekleri bulunmakta. Orada biraz da gösteri anlamı taşımakta. Serafim Meleklerinin daha birkaç yerde olduğunu eski gravürlerden görüyoruz ancak şimdi üzerleri kapalı. Ayrıca iki adet Baş melek #Gabriel ve #Mikael bulunmakta, bunların da Hristiyan ikonografisine uygun olarak orada olduğunu söyleyebiliriz.

Ayasofya’ya Tarsus’dan bir kapı ve Efes’den altı mermer sütün getirilmiş. Bunun ezoterizm ya da paganizm ile bir alakası var mıdır?
EA: Şimdi şöyle düşünmek lazım, İstanbul’un en görkemli yapısı yapılırken, #Justinianus’un emri ile imparatorluğun her yerinden en güzel yapı malzemeleri geldi. Ayasofya’daki gördüğümüz o renkli sütunların hepsi devşirmedir, #pagan tapınaklarından gelmiştir. Eskiden eski yapıların malzemelerini kullanmak pratik olduğu kadar #kutsallık içeren bir anlam da taşıyordu. Justinianus bir Hristiyan olarak bunu düşünmüş müdür bilemiyorum ama Ayasofya’nın büyük bölümünün pagan malzeme ile yapıldı kesindir. Aynı şekilde Güzel Kapı dediğimiz Tarsus’taki pagan tapınağının kapısı da sonradan buraya getirilmiştir.
Sizin deyiminiz ile ‘Yağmacıların Azizi’ Komutan Dandolo’nun mezar taşının Ayasofya’da olmasının anlamı nedir? Neyi işaret etmiş olabilirler?
EA: Bildiğimiz kadarı ile Enrico #Dandolo; kör, topal, yaşlı ve aşırı hırslı bir adam. İstanbul’un #Haçlı istilası döneminde mahvolmasına neden olan kişilerin başında geliyor. Haçlı kroniklerinde, öldüğü zaman Ayasofya’ya gömüldüğü yazıyor, ama ne tarafında gömüldüğü belli değil. Sultan #Abdülmecit zamanında Fossati restorasyonu sırasında bir mezar taşı bulunuyor. Benim fikrimi sorarsanız bu taşa bu isim Fossati zamanında yazılmış ve sembolik olarak buraya konmuş. Yazı şekli bana göre dönem #Latin epigrafisine uymuyor. Fossati kardeşlerin ezoterik örgütlerle olan ilişkisi bağlamında #şövalye zamanından bir iz olarak bıraktıkları söylenebilir.

Sultan Abdülmecid döneminde neden Ayasofya’nın restore edilmesi mason mimar Fossati’ye verilmiştir? Mozaikleri kapatarak neden ezoterik anlamlar içeren sembolleri sütunlara işlemiştir?
EA: #Fossati kardeşler döneminde çok başarılı kabul ediliyor. Rusya ile de ilişkileri var. Ama ilginç kişiler, #Serafim yüzlerini kapamaları ilginç geliyor bana, belki de biraz #mozaik hırsızlığı söz konusu olabilir. O zamana kadar kubbedeki meleklerin yüzü kapalı değildi. Sütunlara #masonik gönye ve pergel koymaları ya da stilize “üçgen içinde göz” motifi yerleştirmeleri rastlantı olmasa gerek. Her #mason bir iz bırakır diyelim.
Fatih Sultan Mehmet, çok zeki bir padişah olmasının yanı sıra, Ezoterizme de merak salmış bir kişilikti. Fatih Sultan Mehmet’in Bellini’ye yaptırttığı, resmen Batı ülkelerine bir güç gösterisi sunan ünlü portresi hakkında neler söylemek istersiniz?
EA: Pelin Çift ile beraber yazdığımız Ayasofya’nın Gizli Tarihi kitabımızda çok uzun açıkladık. Fatih olağanüstü zeki biri ve Batı kültürünü çok iyi tanıyor. Mutlaka onların dili ile bir mesaj verdi. Fatih, Kutsal Emanetlerin önemini biliyordu ve bunlar ile ilgili mesajı o portre ile verdi. Tabloda gördüğümüz örtü bir “Kutsal Emanet Kabı” şeklindedir mesela. Burada anlaşılması gereken, aslında o dönemde Batı’da ezoterik dilin #sanat eserlerinde çok kullanıldığı ve asillerin ezoterik sembollere yabancı olmadığı. Fatih iyi bir Müslüman olmasının yanı sıra, Hristiyan kültürüne olduğu kadar #Rönesans kültürüne de hakimdi ve bu kültürü çok iyi tanıyordu. Fatih’in bu şekilde bir mesaj vermesi de çok normaldir.
Ayasofya’nın görselini günümüzde birçok propaganda afişlerinde görebiliyoruz. Neden hala ezoterik örgütlerin hedefinde? Sizce Ayasofya’yı bekleyen gelecek nedir?
EA: Ayasofya’da hâlâ bulunmayı bekleyen #Kutsal #Emanetler söylentisinin yanı sıra, burası sembol bir mekân. Ortodoksluğun kutsal kilisesi, Katolikliğin Büyük Katedral’i ve Kutsal Emantlerin olduğu yer ve bizim için Fatih’in kılıç hakkı ile cami yaptığı yer. Herkesin gözünün olduğu yer, İstanbul’un hakimiyetinin sembolü. Olası bir #İstanbul işgali için neden bile teşkil edebilecek bir yer. Geleceği her zaman tartışmalı olacak diye düşünüyorum.
İstanbul gerek tarihi gerek mistik özellikleri yönünden çok köklü bir şehir. Ve işgal etmek için dört gözle bekleyenler var. Bize hep ‘Uyanık olun.’ diyorsunuz, peki ne yapmamız lazım?
EA: Bunun arka planını ve olabilecek olayları bir roman havasında, kişisel tecrübelerimi de katarak #Masalcı adlı kitabımda anlattım. Belki Masalcı’nın uzun zaman Best Seller olmasında herkesin aklında olan ve anlamlandıramadığı bu endişeyi dile getirmem de var ve tabii ki bilinç dışımızda var olan efsane ve sembollerin de orada yer alması bir rol oynadı. İstanbul’un işgali ileride gündeme her an gelebilir. Buna hazırlıklı olmak ve savunmaya hazır olmak gerekiyor. Yüz sene önce oldu bu olay ve giderlerken yüz sene sonra geri dönmek için gittiler. Yapacağımız en önemli şey kendi ekonomimize ve siyasal tercihlerimiz dikkat etmek.

Ege bölgemizde bulunan yedi kilisenin önemini anlatır mısınız?
EA: Bizim her zaman söylediğimiz, kıyametin ve Mesih’in gelmesi gerektiğine inanan ve ellerinde ekonomik gücü tutan bir grup var. Bunlar kıyametin kopuşunun ve Mesih’in gelişinin Yeni Ahit’teki Yuhanna’nın Vayhi bölümüne göre olacağını iddia ediyorlar. Yuhanna’nın Vayhi bölümüne göre ise, kıyametin kopması için Tanrı’nın kıyameti haber vermesi gerekiyor ve bunun için yedi kiliseye haber göndermesi gerekmektedir. Bunlar; Efes, İzmir, Bergama, Salihli, Alaşehir (Philadelphia); Denizli, Akhisar kiliseleridir. Bu yedi kilise de ülkemizde ve Ege bölgesindedir. Dikkat edin, kilise sözcüğü, ecclesia yani topluluk anlamındadır, bu durumda, yukarıda belirtilen olayların olması için bu bölgede yedi #Hristiyan topluluğu olması gerekmektedir. Yani bu bile bizim topraklarımızı işgal için bir nedendir. Gerçi bunu yüz sene önce yapacaklardı ama Mustafa Kemal #Atatürk bu oyunu bozdu.
Dünyadaki kurulu düzeni anlamak, bilinçlenmek için ilk önce neleri bilmeliyiz? Sizce başkaları tarafından bize dayatılan bu düzenden dışarı çıkılabilir mi?
EA: Masalcı’nın yeni kitabında bu tartışma olacak. Aslında çok zor, bayağı bir bilinçlenme süreci gerektiriyor. Aramzıda hep konuştuğumuz günümüz algı yönetiminden kaçmanın olanağı yok. Sadece daha çok öğrenmek ve farkında olmak etkiyi azaltıyor. Çağdaş medya ile, özellikle TV ve dizileri ile alakayı azaltıp #doğa ve #tarih ile daha fazla zaman geçirdikçe çıkmak kolaylaşıyor. Okuyuculara bunu tavsiye edebilirim. Ben bunun için hep hafta sonu ve gece turları düzenliyorum hem bunu konuşuyoruz hem de biraz tarih ile içiçe oluyoruz.
Ve neden altın? Altının ezoterik anlamı nedir?
EA: Altın soylu bir metaldir, başka elementler ile kolay ilişkiye girmez ve saf kalır. Simyaya göre, bütün metaller aslında altındır ancak “hasta”lardır. Bazı simya süreçleri uygulayıp “iyileştirince” içinden altın da çıkar. İnsan da böyledir, #ezoterik süreçler sonucunda içinde “İnsan-ı Kâmil” çıkar ya da ezoterik deyişle içindeki tanrısal tozu bulur. #Altın saflığından ötürü hep önemli olmuştur. Lidyalıların parayı bulması da bu şekilde olmuştur, eskiden Sart Çayı’nda altın-gümüş alaşımı parçalar yüzermiş, ilk #Lidyalılar, bunların üzerine damga basarak değiş-tokuş aracı olarak kullanmışlar. Altın #ekonomik araç olarak değerinde hiç kaybetmeyecek bir araçtır. Özellikle savaş ya da felaket dönemlerinde ekonominin ilkel biçimlere döneceğini var sayarsak, altın bu durumlarda daha değerli olacaktır.
Sadece Türkiye olarak değil, bütün dünya ülkelerinin değişimden geçtiği bir dönemde yaşıyoruz. Yapay zekâ, yapay bilinç, transhümanizm… On beş ile yirmi yıl sonrasını nasıl görüyorsunuz? Sizce yapay zekâlar hayatımızı kolaylaştıracak mı yoksa insani güdülülerimizi yok mu edecek?
EA: Masalcı’nın ikinci kitabında var yine. #Distopik bir gelecek görüyorum. İnsan nüfusunun azaldığı ama robot benzeri organik kökenli varlıkların hizmet ettiği. Aynı efsaneler gibi. Eski #Kaballah düşüncesinde vardır bunlar. İnsanın son yıllarda insan doğasından nasıl uzaklaştığını görünce ve bu hızı fark edince çok da olanaksız değil. Bakın teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı gibi gözükse de yaşam kalitemizi yükseltmedi, hastalıklarla mücadele ediyoruz, insanlar mutsuz. Hatta konuk olduğum bir Okan Bayülgen programında söylemiştim, ütü yapmaya ve nevresim kaplamaya bile çözüm bulamadı teknoloji. Sadece biz bize sunulanları mükemmel kabul ediyoruz. Bu gidişle distopik bir sona gideceğimiz kesin.
Kuantum ile paganizmin bağlantısı nedir?
EA: Paganizm aslında insanın var oluşundan itibaren geliştirdiği inanç pratikleridir. Amaç doğanın ritmi ile bir olmaktır. Bu bağlamda insan bütün tecrübelerini gördüğümüz doğadan alır. #Kuantum görmediğimiz halde doğanın bir parçasıdır ve bize doğayı farklı bir biçimde tanıma ve tecrübe etme hatta uyumlanma olanağı sağlar. Bu yüzden #Paganizm kitabıma kuantum ile ilgili bir bölüm koydum. Tabi kuantum derken bir nükleer enerji mühendisi olarak, fizik kısmını belirtiyorum, yoksa kuantum ile park yeri ya da sevgili bulmak benim konumum dışında kalıyor.
Çevirmenliğini yaptığınız ‘Mısır’ın Ölüler Kitabı’ ve yazdığınız ‘Mezopotamya ve Mısır Paganizmi’ kitaplarınızdan Mısır’a karşı bir ilginiz olduğunu fark ediyoruz. Daha öncesine gidersek Sümerler ve kadim atalarımız denilen Anunnakiler hakkında neler söylemek istersiniz? Bütün dini kitaplar önce var olan ve hepsinde adı geçen Enok’un Kitabı’nı yazarken sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
EA: Mısır ve #Mezopotamya benim için bir tutku. Her iki tarafa da defalarca gittim. Efsaneler beni çok etkiliyor. Efsanelerde uzay bağlantısı çok var tabi ancak mitolojik semboller bağlamında gökyüzü inançları açısından da bilinen semboller. Buradan uzaydan atalarımız geldi sonucunu çıkartmak için erken. Aynı şekilde #Enok Kitabı da uzaylı ataları anlatıyor ve Eski #Ahit ve #şövalye ideolojisinde devamı var. Belli olmaz, bir şekilde uzaylı geni de taşıyor olabiliriz. Ama şimdilik mitolojik sembolizm ilk anahtarımız.

Comments